TARİH BELLEĞİMİZDEN | Proleter hareketin yerel seçimlerdeki tavırları üzerine! -3-

30 Mart 2014 Yerel Seçimleri: Gezi’nin Ardından!

30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesinde ülkede politik tansiyon oldukça yüksekti.  Gezi İsyanı AKP’yi derinden sarsarken, kitlelerin büyük bir bölümünün AKP’ye karşı olan öfkesi, R.T. Erdoğan ve şürekasını oldukça tedirgin ediyordu.

Keza, AKP’nin arka arkaya patlayan rüşvet ve yolsuzlukları, halkın dikkatlerini bir kez daha AKP’ye çevirirken, diğer burjuva partileri de, patlak veren rüşvet ve yolsuzluklar üzerinden AKP’yi köşeye sıkıştırma ve yerel seçimde, belediyelerin önemli bir bölümünü ele geçirme hamlesi olarak kullandılar.

Coğrafyamızda Suriye iç savaşı, Ortadoğu dengelerini alt üst ederken Kürtlerin Rojava Devrimi’yle elde ettikleri statü, AKP’yi derinden sarsmış ve Erdoğan, Rojava üzerinden milliyetçi ve ırkçı söylemleri öne çıkartarak, HDP üzerinden Kürtlere ve onların örgütlülüklerine saldırdı.

Proleter hareket, ülkedeki bu siyasal ortamı yerel seçimlere ilişkin yaptığı değerlendirmede şöyle ifade ediyordu: ”Ülkenin siyasal gündemi yerel seçimlere bağlandı. Egemen sınıflar her seçim öncesi olduğu gibi bu seçim öncesinde de bildik yöntemlerle ‘rekabete’ tutuştular. Bu rekabet sonucu bir önceki seçimden bu seçime kadar ne tür düzenbazlıklar çevirdiklerinin, nasıl rüşvetler aldıklarının, halkımızın alınterini, emeğini kendi çevrelerine nasıl babalarının malı gibi peşkeş çektiklerinin en azından bir kısmını (devede kulak bile değil) delilleriyle, kanıtlarıyla görme fırsatımız oluyor. Sistemin bütününün bu ruhla şekillendiğini bilsek de, bu süreçte gözle görülür, kulakla duyulur, elle tutulur hale geliyor.

Bu seçimde iktidar kliğinin parçalanmasıyla birlikte benzer bir durum ortaya çıktı. Bu defa devletin savcı ve polislerinin sıkı çalışmasıyla AKP’nin yediği herzelerin, biriktirdiği dünyalıkların, rüşvetin, ihaleleri nasıl peşkeş çektiğinin, ‘İslam uleması’ndan fetvalar alarak gerçekleşen soygunların boyutunu gördük. Ki bu hamle, bu iktidar kliği içinde uzun süredir yaşanan gerginliğin, biriken enerjinin dolu dizgin serbest kalmasını getirdi. Seçimlere bu defa daha sert bir siyasal ortamda ve gerginlikler içinde girilmesine vesile oldu. Eğer Tayyip’in ‘seçim boyunca daha çok hamle yapılacak, çok şeyler olacak’ sözüne inanırsak, sürecin henüz bitmediğini söyleyebiliriz. Yaptıkları soygunun boyutunu ve karşı tarafın bunları zulasında beklettiğini bildiği için böyle ön almaya çalıştığını düşünmemek için bir neden yok.

Egemenler cephesindeki bu kapışma devrimci, demokrat ve ilericilerin seçim çalışmalarına güçlü bir zemin sunacaktır. Teşhirin daha etkin yapılmasını sağlamasının yanında, özellikle AKP-Gülen Cemaatini tek, homojen bir yapı olarak gören siyasal algının paramparça olduğu bir siyasal atmosfer de oluşturdu. Yine yaşanan yeni gelişmeler yeni ittifakların, her bir egemen klikte yeni siyasi söylemlerin oluşmasına vesile oldu. Her kliğin yıllardır yaşama geçirdiği siyasi propagandadan  çark edip başka argümanlar ve dil tutturması kitlelerin duyarsız kalamayacağı bir tutarsızlık dağı yarattı

Bu siyasal atmosferin sonuçları ve avantajları nelerdir?

1) Bu durum geniş kitlelerin düne kadar kararlı ve istikrarlı bir şekilde saflaşmış ve bir siyasi anlayışa bağlanmış halini parçalamıştır. Geniş kitlelerde hızla gelişen ve olgunlaşan bir sorgulama, şüphe ve kararsızlık hali yaratmıştır. (…)

2) Yaşanan savaş hali AKP’nin Kemalist ulusalcılara yönelik barış çubuğu uzatmasını getirmiştir. (…)

3) Benzer bir tutarsızlık ise CHP’de yaşanmaktadır. Yaşanan savaş durumundan, yelkenlerini doldurarak çıkmayı ummaktadır. Yelkeni dolduracak rüzgar olarak ise devlet ve toplum içinde azımsanmayacak bir karşılığı olan, güç ve olanaklara sahip Gülen Cemaati olmaktadır. Savaşın boyutu arttıkça CHP ve Gülen Cemaati arasında yakınlaşma daha belirgin hale gelmektedir. Özellikle yerel ölçekte ittifaklarda kararlaşmış bir hal vardır. (…)

4) Gezi İsyanı belli toplum kesimlerinde AKP’ye yönelik öfke ve nefreti artırırken, belli kesimleri de bu partinin gerici söylemlerinin etkisi altında, onun etrafında kenetledi. AKP karşıtlığı ve öfkesi ‘ne olursa olsun bunlar gitsin. Yerine kim gelirse gelsin’ eğilimini baskın hale getirdi. Bu durum kitlelerin gönülsüz bir şekilde de olsa CHP etrafında kenetlenmesi eğilimine yol açtı. (….)

Bu siyasal atmosfer kuşkusuz devrimci, demokrat, yurtsever cephede de belli yeni sonuçlar doğurmuştur. Kürt Ulusal Hareketi’nin Gezi İsyanı’nda ‘çözüm sürecinin’ selameti adına bu kalkışmaya yeterli ilgiyi göstermemesi, son siyasal süreçte yine benzer kaygıyla AKP’nin söylemlerine uyumlu ‘paralel devlet’, ‘darbe’, ‘çözüm süreci hedefleniyor’ gibi yaklaşımlarla tutum geliştirmesi, aynı süreçte paralel devletin bir kolunun da ‘Ermeni, Rum, Yahudi lobileri’ olduğu tespitleri özellikle HDK/P cephesinde güvensizlikleri besleyen, belli kararsızlıklara zemin sunan bir durum yaratmıştır.” (Şubat 2014, sayı: 86, Özgür Gelecek, s. 9)

Mart 2019 yerel seçimlerinde sırtını MHP’ye dayayan AKP, 2014 yerel seçimlerinde de sırtını HÜDA-PAR’a dayayarak T. Kürdistanı’nda Kürt oylarını almanın peşine düştü. Proleter hareket bu durumu yaptığı değerlendirmede şöyle dile getirmişti: ”Yaklaşan seçimlerle birlikte, ülke gündemi iyiden iyiye hareketlenirken, egemenlerde kendi cephelerinden gündeme müdahale etmeye, sistemlerine toplumu yedekleme adına her yöntemi denemeye devam ediyorlar. Yaklaşan seçimlerle birlikte, gündemde yoğun tartışmaların döneceği ve bu temelde seçimlerin kızgın geçeceği alanların liste başını ise Türkiye Kürdistanı tutuyor. Rojava’da işleyen devrimsel sürecin Kürt ulusunda yarattığı motivasyon da göz önüne alındığında, AKP’yi en çok zorlayacak ve bu anlamda egemenlerin seçimlerdeki ana eksenlerinden temel bir tanesini oluşturacak olan Türkiye Kürdistanı’dır. Seçimlerde TC açısından gelenekselleşen mesele, Kürtler olunca AKP’sinden CHP’sine; MHP’sinden Cemaatine kadar tüm egemen sınıf kliklerinin kardeşliği yine devreye girerken, çeşitli aktörlerle devlet Kürt halkının karşısına dikiliyor. Kürt Ulusal Hareketi’nin kitleler içerisindeki gücü, böylesi süreçlerde kitlelerin dinsel hassasiyetleri alet edilerek hedef tahtasına oturtulmaya çalışılıyor. AKP’nin son süreçte T. Kürdistanı üzerinden işlettiği bu sürecin en güncel aktörlüğünü ise bugün HÜDA-PAR üstleniyor.” (Şubat 2014, sayı: 86, Özgür Gelecek)

Mart 2014 yılı yerel seçimlerinde proleter hareket saflarındaki kadınlar seçim sürecine aktif bir şekilde müdahil olmuş ve kendi cephelerinden seçime ilişkin yaklaşımlarını dile getirerek kadınlara  önemli mesajlar vermişlerdir. Bu somut durumla ilgili Özgür Gelecek gazetesinde ”Toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde önemli bir eşik: Yerel Seçimler” başlıklı yazıyla üç dizi halinde dile getirilen görüşler şunlar olmuştur: ”Ülkedeki yerel seçimler süreci bizler açısından öğretici ve deneyim hanemize yazılacak bir süreç olacaktır. Özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde kadının yerel yönetimlerde yer almasının; erkek egemen sömürücü sistemin baskı altına aldığı kadın potansiyelini/aklını/zengin fikirlerini açığa çıkaracak, kadının kendi yaşamına dair söz sahibi olabileceği, iradesinin özgürleşeceği bir yerel demokrasiyi inşa etme mücadelesine sağlayacağı katkı görmezden gelinemeyecek boyuttadır. Sokağının, mahallesinin, köyünün, kentinin inşasında söz sahibi olabilmesi ile yaşam alanlarının yüzü ezilenlerin yüzü olacak yani kadınlaşacaktır.

Bu tartışmalar elbette belli yönleriyle soyut tartışmalar… Esas olan bunu yaratacak mekanizmalardır. Yerel seçimler sürecinde devrimci, demokrat ve yurtsever platformlarda tartışılan ‘eş başkanlık ve fermuar sistemi’, ‘kota’ gibi uygulamalar bu söylediklerimizi hayata geçirebilecek mekanizmalardır. Hele de bu mekanizmaların ‘zorunlu’ tutulması olmazsa olmazdır. Bunların dışında kadın meclislerinin, toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonlarının oluşturulması ve bunun yerel yönetimlerde söz sahibi hale getirilmesi; kadının özgürlük mücadelesine, sosyal-siyasal ekonomik yaşama katılımının ve temsiliyetinin gelişmesine yol açacaktır.” (Özgür Gelecek, Şubat 2014, sayı: 87, s. 7)

Aynı yazı dizisinin bir bölümünde ise Türkiye’de kadınların seçimlerde temsiliyetinin hangi düzeyde olduğunu somut rakamlarla ve yıllara göre veren kadınlar şunların altını çizmişler: “İlk olarak 3 Nisan 1930 yılında önce belediye seçimlerine katılma, 26 Ekim 1933’te köylerde muhtar olma, ihtiyar meclislerine seçilme ‘hakkı tanınan’ kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları, 5 Aralık 1934’de Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile ‘tanınmıştı’. ‘Tanınmıştı’ ‘tanınmasına’ ama mesele burada bitmiyor elbette. O tarihten bu yana yani 83 yılda yalnızca 81 kadın belediye başkanı olabildi. Yalnızca 2009 yerel seçimlerinde toplam 2903 büyük şehir, il, ilçe ve belde belediye bulunduğunu, bunlardan 2.877’sinin erkek, 26’sının kadın olduğunu ve yine 83 yılda en az buna  benzer, toplamda 55 kadının seçildiği 20 seçim yaşandığını söylersek cinsiyetçi dışlamanın yerel yönetimlerdeki yansımasının vahameti ortaya çıkar herhalde.

Ancak bahsi geçen 81 belediye başkanı kadın arasında büyük şehir belediye başkanı yok! Kadınlar 5 il merkezi (Aydın, Antakya, Mersin, Kocaeli ve Dersim-iki kez-), 3 7 ilçe ve 33 belde de belediye başkanlığı yaptılar/yapmaktalar. Ve yine 83 yıl boyunca ülkenin 43 ilinde hiç kadın belediye başkanı görev yapmamış. Kadınların siyasi parti ve kurumlara göre dağılımı şöyle: AKP: 5 (kaçakçılık ve öldürmeye azmettirme suçlamalarından tutuklu:1), ANAP:7, AP:4, Bağımsız:3, BBP:1, BDP:1 5 (KCK davası tutuklusu:2), CHP:22, DP:3, DSP:2, DTP:6 (KCK davası tutuklusu:1), DYP:4, HADEP:2, M HP:3, SHP:4.(*) Bu veriler üzerine bu denli düşmemizin önemli nedenleri var elbette. Çünkü kadına ‘seçim hakkı bahsetmekle’ övünenerek erkek egemen TC devletinin, bu övüncünü elinden almamız gerekiyor. Sadece son yerel seçimlerde (2009) bile erkeklerin seçilme oranı % 99.10 iken, kadınların seçilme oranı % 0.90! Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini büyüten, kadına yönelik her türlü şiddeti meşru kılan, tacizciyi, tecavüzcüyü, katili koruyup kollayan bir devletin ‘bahşettiği’ seçim hakkından çıkacak sonuç, ancak bu kadar olurdu.” (Özgür Gelecek, Şubat 2014, sayı: 88, s. 7)

2014 yerel seçim politikamızı “faşizmin teşhiri-kitlelerin örgütlenmesi” olarak belirledik. Düzen partilerine ve temsilcilerine “tek bir oy bile yok” perspektifiyle hareket etmenin önemine vurgu yaptık/yapıyoruz. Seçim sürecine işçilerin, köylülerin, emekçi kadınların, gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri, onlara ulaşabileceğimiz özgün ve özel bir süreç olarak bakılması gerektiğini belirttik. Politikamızın merkezinde Demokratik Halk Devrimi’nin propagandasının durduğunu açıkladık. Keza yerel yönetimlerin demokrasi mücadelesinde yerinin ve öneminin ihmal edilmemesi gerektiğini “Kentimizi ve  kendimizi de biz yöneteceğiz, yerelden yönetim” perspektifiyle hareket edilerek, kitlelerle buluşmanın, onları örgütlemenin bir çalışması olarak ele almak gerektiğini belirttik. Örgütlenmeler içinde yer alarak “yönetme-karar alma-demokrasi bilinci” gibi birçok konuda kitlelerin bilinç gelişimine önemli katkılar sağlayacağına dair açıklamalar yaptık. Çünkü demokrasi iktidarda olmayanların, yönetilenlerin, ezilen konumda bulunanların, muhalif olanların, haksızlığa uğrayanların, yönetime talip olanların ihtiyacıdır. “Yerel seçimler ne hiçbir şeydir ne de her şeydir” anlayışıyla hareket  etmek gerektiğini ifade ettik. Yerel yönetimleri kitleler açısından sorunlarının bir kısmının çözümü için önemini, ihtiyacını vurgularken esas alınması gerekenin kitlelerin bu sürece katılım gücünün, inisiyatifinin açığa çıkarılması kendi yaşamları ve gelecekleri hakkında söz söyleyip karar vermeleri olarak değerlendirdik. Seçim sürecine kitleleri örgütlemenin, sürece örgütlü müdahale etmenin bir çalışması olarak bakmak gerekir.

Seçim sürecinde düzen partilerinin çok yönlü teşhirinin yapılmasını, sömürü ve baskı  gerçekliğinin deşifre edilmesi açısından hiç olmadığı kadar propaganda ve ajitasyon verileri bulunmaktadır. Burjuva-feodal sistemin yasama-yargı-yürütme kurumlarının güvenilirliği ve saygınlığının kalmadığı bir süreç yaşandı. “Medyanın tarafsızlığı” İktidar partisinin emir kulu olduğu gün gibi ortaya çıkmıştır. Kompradorların yalan ve aldatmaya dayalı politika yapma tarzı her yönüyle açığa çıkmıştır. Egemenlerin çıkara-ranta-üstünlüğü ele geçirmeye dayalı kapışma ve çatışmaları dünden daha fazla görülmekte ve görülmeye devam edecektir. Fırsatlar ve koşullar devrimciler lehine bu kadar oluşmuşken hareketsiz ve edilgen kalınamaz. Kitlelerin kapılarını çalma, öfkelerini örgütleme nedenleri ve koşulları dünden daha fazla olgunlaşmıştır. Yalan ve aldatmaya dayanılarak üstü örtülmek-kapatılmak istenen sömürü ve baskı gerçekliğinin açığa çıkartılma nedenleri fazlasıyla vardır. Yerine getirilmesi gereken yegane görev “örgütlenmek, harekete geçmek ve yine örgütlenmek”tir. Mevcut siyasal devlet yapısı varlığını koruduğu sürece elde edilecek haklar, kazanılacak mevziler kalıcı olamaz. Devlet kendi içinde demokratikleşme dinamizmini kendi kendine gerçekleştiremeyeceği için sınıf bilinçli proletaryanın devrimci demokratik müdahalesi şarttır. Bu zorunluluk, sınıflı toplum ve yarı-sömürge, yarı-feodal toplumsal yapı gerçekliğinden kaynaklıdır. Demokratik halk devrimi yani devrimci zor devreye girip sürece örgütlü tarzda müdahale etmediği sürece, kendisini her yönüyle her kesim içinde örgütleyemediğinde gerçek anlamda demokrasi ve özgürlük emekçilerin ve ezilenlerin elinde bir güce dönüşmeyecektir.

Türkiye genelinde HDP, Türkiye Kürdistanı’nda BDP’nin yerel seçim adaylarını destekleme yaklaşımı kendi devrimci çalışmalarımıza hizmet edecek biçim ve içerikte ele alınmalıdır. HDP adaylarını destekleme kararı, Halkların Demokratik Kongresi’ni ele alışımızla uyumludur. HDK’nın içinden partileşen Halkların Demokratik Partisi’ne yönelik eleştirilerimiz olmakla birlikte, bu partiyi oluşturan HDK’nın yerel seçimlere ilişkin politikaları ilgisiz kalamayacağımız konuları içermektedir. T. Kürdistanı’nda BDP adaylarını destekleme politikamız bir yanıyla, Kürt ulusal hareketinin demokratik taleplerine destek olurken, diğer yanıyla ve esas olarak Kürt halkına ulaşma ve kendimizi anlatma çabamızı içermektedir. Örneğin Amed’de yerel seçim çalışmalarımız bu mahiyette ele alınmalıdır. T. Kürdistanı’nın önemli bir kesiminde Kürt hareketi son yaşanan gelişmelerle birlikte-halk kitlelerini harekete geçirmiş durumdadır. Bu hareketliliğin yerel seçimlerin yapılacağı tarihten önce, 21 Mart Newroz vesilesiyle biraz daha artacağı söylenebilir. Kürt Ulusal Hareketi’nin Dersim gibi kimi bölgelerdeki yerel seçimleri ele alışı izaha muhtaç olmakla birlikte anın konusu değildir. T. Kürdistanı’nda faaliyet yürütülen bütün bölgelerde Kürt hareketinin belediye başkan adaylarını destekleme kararı doğru olmakla birlikte, meselenin bizim açımızdan bununla sınırlı olmadığı açıktır.

Yerel seçimler tüm ülke çapında olduğu gibi T. Kürdistanı’nda da halk kitlelerine ulaşmamızın ve onlara demokratik devrimi anlatmamızın vesilesi yapılmalıdır. Bu arada bilhassa devletin (“barış” süreci!) yönlendirmeleriyle doğrudan seçim çalışmalarını engellemeye yönelik müdahalelerin (İzmir/Urla, Aksaray, Giresun, Fethiye vb.) gösterdiği gibi, bu topraklarda şovenizme tavır alınmadan devrimci olunamayacağı ve hatta ilericiliğin bile sorgulanacağı gerçeği bir kez daha kendini hatırlatmaktadır. Yerel seçimler vesilesiyle yaşananlar Kürt ulusal sorununda, BDP-HDP’ye dair özellikle sosyal şovenizm başta olmak üzere her türden faşist saldırıya karşı birlikte duruşun zeminini oluşturmaktadır. 12 Mart, 16 Mart, 21 Mart vb. gündemleri aynı zamanda yerel seçim çalışmalarıyla birlikte ele alınıp yürütülmelidir. Hakim sınıf klikleri arasında yaşanan it dalaşında ortaya saçılan gerçekler, demokratik halk devrimi mücadelesinde kullanılmalıdır! Büyük hırsızlar iş üstünde yakalanmıştır. Bu da yetmemiş, ortada suç yok denilerek halkın gözlerinin içine baka baka “hak yerini buldu” diyerek salıverilmiştir. Tüm bu yaşananlar halkın hafızasında yer etmektedir. Bulutlar fırtına biriktirmektedir. 30 Mart yerel seçimleri sonrasında kitle hareketinin yükseleceği öngörülebilir. Kitleler güç biriktiriyor. Kendiliğinden kitle patlamalarının yaşanması olasıdır! Hazırlanalım!” (Mart 2014, Sayı: 92) (Bitti)

 

YAZININ BİRİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ

YAZININ İKİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ

165