PARTİZAN | 700. Hafta: “Zulümden kurtulmak istiyorsanız; karşı çıkın, itiraz edin ve direnin!”

Bir meydan düşünün koca toplumun vicdanı haline gelmiş. Tam yirmi üç yıldır o meydanda umut biriktiriliyor. Önce kendilerinden çekilip alınanlar gözyaşı biriktiriyorlardı. Sonra kayıplarının düşünceleri ile tanıştıklarında o gözyaşlarından bir ülke kurdular. Vicdanı kabuk bağlamış bir coğrafyanın tam ortasında adına kayıp denen bir ülkede.

Oysa kayıp değildi aradıkları… Belki de bir sokak ötede bir bodrum katında veya üzerinde “Emniyet” yazan taş bir binanın herhangi bir katındaydılar. Kimisi duydu yakınlarının çığlığını, kimisinin çığlığı boşlukta yankılandı. Ama kayıp değildi onlar. Her birinin bir ismi vardı ve her bir isimde bir hikaye yüklüydü. Hikayeleri ile tanıdı onları insanlar.

Neydi ve kimi anlatıyordu o hikayeler? Bir ütopya mıydı yoksa yıkılan bir duvarın enkazı altında kalan bir realite mi? Birileri için hikaye bitmişti ve son nokta tarihin çarkları arasında öğütülmüştü. Yeni bir çağ başlamıştı ve bu çağda  düş kurucularının, iz sürücülerinin yeri yoktu. Onun için Hayrettin, Hasan, Rıdvan, Mehmet Ali diye başlayan hikayeler uykularını kaçırıyor; hikayenin sonu korku dağlarını büyütüyordu. Kimisi işçi, kimisi köylü, kimisi öğrenci veya gazeteci…

İşte tam yedi yüz hafta önce o meydanda başlayan serüven, yoluna devam ediyor. Onlar önce kendi hikayelerinin kayıp gölgeleriydiler. Annesi, babası, kardeşi, ablası ve ya sevgilisiydiler. Torbasına umut yola yüklenmiş kayıp yakınlarıydılar. Önce bir avuçtular ve “nerede” sorusunun yanıtını arıyorlardı. Sonra bu soruyu soranların ve iz sürenlerin kesişti yolları. Dersim’den, Amed’den, Antep’ten, Ankara’dan yani kayıplar ülkesi denilen bu coğrafyanın farklı yerlerindendiler. O sorunun yanıtını hep birlikte haykırmak için o meydanda buluştular. Önce hikayelerini anlattılar yakınlarının, sonra aslında anlattıkları hikayelerin kendi hikayeleri olduklarını anladılar. Önce yakınlarını istiyorlardı sonra yakınlarının istediği o geleceği. Düş kurucularıydı artık onlar… Yakınları için yola düşenler yakınlarının yürüdüğü yolun yolcuları olmuştu artık. Sadece iz sürmüyor iz açıyorlardı.

Adına Cumartesi Anneleri denilen ve Galatasaray Meydanı’nı kendilerine yurt edinen insanlar haykırmaya ve hakikati aramaya devam ediyorlar. Faşizmin saldırıları karşısında eğer bu zulümden kurtulmak istiyorsanız; karşı çıkın, itiraz edin ve direnin diyorlar. Bodrumlarda katledilen insanlar için, cenazesi günlerce sokak ortasında tutulan Taybet ana için, soframızdan çalınan ekmeğimiz için, yakılan yok edilen doğamız için, bin türlü bahane ile öldürülen kadınlar için; direnin ve geleceğinizi ellerinize alın diyorlar.

Onlar, Cumartesi Anneleri/İnsanları, o meydanda görmezden gelinerek yanından geçilen insanlar değil teraziye vurulmuş adalet gerçeğidir. Tam yedi yüz hafta önce o meydandan bugünlere yazılmış bir mektup gibidir bugün yaşananlar. Şimdi o meydanda yedi yüz haftadır haykırılan çığlığa sadece ses verme zamanı değil o çığlığın sahibi olabilme zamanıdır. O çığlık, hepimizin çığlığıdır.

O çığlık sadece eşlerinin, çocuklarının, kardeşlerinin adlarını haykırmıyor. Adaleti, geleceği haykırıyor. Bir umut, bir yoldur bu eylem her cumartesi Galatasaray Meydanı’na çıkan…

Ve o yola girdiğimizde adımız cumartesidir artık.

Bu Cumartesi, 700. kez o yolu arşınlayacağız ve 700. kez adaleti, gerçeği haykıracağız! Haydi sen de/biz de orada, o alanda 700. kez acılarımızın ve direnişimiz çığlığına sahip çık/alım!

PARTİZAN

24 Ağustos 2018